sn. gaia ve sn. bikelime bana özgü, kimsenin bilmediği beş artistik hareketimi sormuşlar. kalbim kadar temiz bu sayfalardan kendimi anlatma olanağı verdikleri için öncelikle teşekkür ediyorum kendilerine.
sonra buyur burdan yak:
1.) ne olursa olsun tabağımdaki yemeği bitirmeye çalışırım. bu, yemeği çok beğendiğim anlamına gelmez, gelmemeli, lütfen gelmesin. ve yemeği beğenmemişsem "10 yıldır mutfağa girmem ama ben bile daha iyisini yapmıştım" ya da "yemek konusundaki yeteneklerinden haberim olsaydı bir şeyler yiyip öyle gelirdim" derim, emin olun derim. bu yüzden ola ki bir gün sana misafirliğe geldim, önümdeki boş tabağı dolusuyla değiştirmek konusunda ısrar etmesen iyi edersin. aferim.
2.) cebimdeki bozuk paraların çıkardıkları seslerden kıl kapıyorum. bu yüzden en yakın gazeteciye, büfeye gidip onlardan kurtulana kadar cebimin iç taraflarında, çantada falan bir yerlere sıkıştırırım ederim. sen de bilesin istedim.
3.) hayatım boyunca yüzük, bileklik, kolye, künye, küpe, bilezik(oha, biri beni durdursun) takmadım, takamam, takmam. bu tür metallerin vücütla teması sırasındaki o soğukluk -bilirsin metal soğuktur- beni iğrendirir. hayatım boyunca takacağım tek şey belki evlilik yüzüğü olur ama henüz kim olduğunu bilemeyeceğim 'hanfendi'yi ikna edebilirsem böyle bir rahatsızlığım olduğuna, ondan da yırtabilirim. tuhaf biriyim ya haya muna koyim ne yapim.
4.) aldığım gazeteleri aynı gün okumamışsam, daha sonra okuyana kadar aradan bir sene bile geçse atamıyorum. kitaplığın en alt bölmesine koyup... sonra orda öylece kalıyorlar. şu an oturduğum yerden hepsinin sararmaya, kenarlarının aşınmaya, yırtılmaya başladığını görebiliyorum. böyle sanki hafif entel havaları sezinledim, utandım kendimden.
5.) gecelerde sen ve arkadaşların ortamlara akarkenki yanınızdaki ben çok çok sıkıcı biriyimdir. 10 gibi gözlerim kızarmaya başlar, 11 gibi esnemeye, 12 gibi uyuklamaya başlarım. hele piste çıkıp dans etmemi bekliyorsan uçmuşsun derim. yerinde olsam kendimi seninle birlikte gitmek için böyle yerlere davet etmezdim(cümleye bak). cohen'in, uma thurman'la dans eden clubber bozuntusu john travolta gibi ellerini, parmaklarını gözlerinin önünden geçirerek dans ettiğini hayal edebiliyorsan kabul, beni de öyle hayal edebilirsin. ben, ben ben bilmiyorum ya tuhaf biriyim, ölsem de kurtulsam. amin.
merak edenler için bu da ayak, bacak fotoğrafım.
23 Ocak 2007
five things about anselmo cesare
Etiketler: me myself and i
17 Ocak 2007
adana’lıyık, bici yer şalgam içerik

bölüm sorumlumuz yarın adana’ya uçuyorsunuz dediğinde yeni işyerindeki ilk şehir dışı seyahatine çıkacak olmanın yanı sıra bir dönem yaşadığım ve yaklaşık on yıldır görmediğim adana’yı tekrar görecek olmanın da verdiği tuhaf bir ruh hali içindeydim akşam eve gelip googleört’ü açtığımda. şehirdeki tek stadyum olduğu için beş ocak stadını ve defalarca kez üzerinden geçtiğim köprülere olan konumunu hatırlayabildiğim merkez camii’ni rahatlıkla buldum. ama google’ın bu son mucizesi ile şehre balonla üzerinden geçiyormuş gibi tepeden bakmak bile adana’yla ilgili silik hatıraları canlandırmaya yetmedi. uzun uğraşlarıma rağmen okuduğum okulu, yaşadığım semti bulamadım.
havaalanına indiğimizde yanımıza gelen baba türk –muhtemelen adana’lı-, anne rus bu sevimli melez çocuğun yanağından makas almayı ihmal etmedim. hemen yanıbaşına dikilmiş 'iki abi'yi görmek için kafasını bir hayli yukarı kaldırması ve bunu yaparken zorlandığını görmek yumurcağa olduğundan daha sevimli bir hava vermişti.
bir süre sonra bizi almaya gelen şehirli arkadaşlarla işletmemizin yolunu tuttuk. yoğun geçen bir çalışma gününün ardından otelin yolunu tuttuk. şehri gezecek zaman da yoktu, derman da.
ertesi sabahın köründe ekip arkadaşım emerson’un da henüz uyuyor olmasından yararlanarak otel çevresinden başlayarak küçük bir şehir turu yapmaya karar verdim. yeniyetmeliğinin şehrine on sene sonra gitmek her zaman başına gelebilecek bir şey değildir ve bunun nasıl olduğunu öğrenecek olmanın da verdiği tuhaf bir duyguyla küçük şehir turuna başladım.
kaldığımız otelin hemen karşısındaki, alışveriş yapmak için olmasa bile zaman zaman hamburger yemek için gittiğim alışveriş merkezini gülümseyerek hatırladım. küçüksaat çevresinden yukarı çıkarken yayaların istanbul’daki gibi trafik ışıklarını önemsememesi ve hepsi beyaz olan dolmuşların sayısının bu kadar fazla olmasına şaşırdım.
geçmişte bu sokaklarda uzun süre seyyar satıcılık yapmam bile çoğu yapıyı, binayı, sokak kıvrımını hatırlamama yardımcı olmadı. ya on sene bir şehri unutmak için uzun bir zaman ya da bu şehri hiçbir zaman sevemediğimi bilen hafızam unutmam için bana bir iyilik yapmıştı.
uzun caddelerin birinin sonunda nihayet tanıdık bir yapıyla göz göze geldim. taşköprü benim için adana’nın bir nevi boğaz köprüsü’dür.
bu bölgeye geldiğimde ilginç bir durumun farkına vardım; kot pantolon üstüne giyilmiş tam veya yarım cepken -mi diyorlar- bu aralar şehirde moda olmalı ki abartısız beş kızdan üçünün tercihiydi. tek bir kişide belki tuhaf durmazdı ama 3/5’lik yüksek bir oran ıyyk dedirtti. bilerinin kot/cepken ikilisi konusunda ‘bayan’ arkadaşları uyarması şehrin iyiliğine olacak.

burayı çok iyi hatırlıyorum, hiç değişmemiş. meşhur kuruköprü şalgamcısı, kuruköprü civarına gidecek yerli turistlerin uğramadan geçmemesi gereken bir yerdir.
yaklaşık kırk beş dakika süren bu minik şehir turunun sonlarına geldiğimde on sene aradan sonra adana’yı –pek çok kişinin de dediği gibi- büyük bir köy olarak belleğime işledim. belki haksızlık etmiş olacaktım ama kırk beş dakikalık şehir turunun ardından istanbul burnumda tütmeye başlamıştı.
Etiketler: gezi gözlem ve inceleme kolu