21 Şubat 2007

mazi kalbimde bir yaradır


ne zaman sinemaya uyarlanmış bir kitabın filmi vizyona düşse, izlesem veya kritiğini, haberlerini okusam, bir kaç sene öncesinin istanbul'unda öğle araları yemek, çay-kahve molaları için gittiğimiz güneşli, ağaçlı, bahçeli mekanlardan birinde geyik olsun diye söylediği şu soruyu hatırlarım;

sinemaya uyarlanmış bir kitabın önce kendisini mi okumak yoksa filmini mi izlemek gerekir?

forrest gump hakkında konuşuyorduk ve birden bu komik ama mantıklı soruyu sormuştu. bir süre tartışmamıza rağmen doğru cevap konusunda bir kanıya varamamıştık.

geçen gün o filmlerden birini izledim; yine onu hatırladım, yine o günleri, oraları.

o günlerin bir daha geri gelmeyeceğini bilmek kötü hissettiriyor.

20 Şubat 2007

miss poem ve ben

ne zaman bir şiir yazacak olsam haddimi aşarak, zayıf imgelerim, yetersiz kelimelerim, dört duvar dışına çıkamayan algılamam, kıt kanaat hayalgücümle, e.c'nin bir kaç şiirini okurum önce nasıl başlamalı, neyi nereye koymalı diye biraz kopya çekmek gibi.

neyse ki sonra haddimi aştığımı anlar, kendime gelirim, otururum bir köşeye, sinerim.

...
sensin
akıyor ön dişlerin beyaz beyaz yanıma
her şey rengine göre kanar bilirsin
tırnakların pembeye boyanmış bir koy gibi
pespembe kanar
ve her bir renkte kanayan gözlerin
çınlatır eluard’ın mısralarını orada
“içinde uçtuğum gözlerin
yolların gidişine
dünyanın dışında bir anlam verdi.”
demek oluyor ki bu dünyada olmak öyle derin
öylesine anlamlı ki insan
bizse bu anlamın işçilerinden ikisi
yağmur yağacak.
...


bu da onlardan biriydi.

peki ya yurdumun çapsız, arakçı şairlerinin yediği naneleri, bu çok satan boyalı gazetelerden birinin şiir köşesinin editörünün farketmeyecek kadar şiirle alakasız olmasına ne demeli?


fotoğraftaki yakışıklı şa!r aday!n!, abdülhekim koçin'e
ait olan bir kurşundur gözlerin isimli şiirinin üstüne
yatmış vaziyette görüyorsunuz.

***

flaş

hava poyrazladı yağmur yağacak
yanıp yanıp sönüyor ışıklandırılmış gözlerin
yukarda
küle gömülmüş bir elma gibi gökyüzü
patladı patlayacak
olanca hışmıyla kentin.

sensin
akıyor ön dişlerin beyaz beyaz yanıma
her şey rengine göre kanar bilirsin
tırnakların pembeye boyanmış bir koy gibi
pespembe kanar
ve her bir renkte kanayan gözlerin
çınlatır eluard’ın mısralarını orada

“içinde uçtuğum gözlerin
yolların gidişine
dünyanın dışında bir anlam verdi.”

demek oluyor ki bu dünyada olmak öyle derin
öylesine anlamlı ki insan
bizse bu anlamın işçilerinden ikisi
yağmur yağacak.

yarı karanlık odamız, üstelik soğuk
ısıtıcı bir soğuk bu, değişik
sensin, bir yüzümde geziniyor şimdi yüzün
bir elimizdeki kitaplarda
şiirler okuyoruz bugün
limanlık bir deniz gibi kıpırtısız önümüzdeki taş masa.

uykuya yatmış gibi bütün balıklar
gemileri kaptansız tayfasız
gidip gidip geliyor kimi zaman da
anayurduna dağlara
şiirler okuyoruz bugün.

yaşlandık da ondan mı
susarak katlanıyoruz her mutsuzluğa
saatlendiriyoruz günü
bölüyoruz dakikalara
bir hiç oluncaya kadar bölüyoruz onu.
bölüyoruz yani bütün mutsuzluklara
bir yaprak saniyesi geçiyor usul usul
penceremizden
mavi mavi hatmiler parlıyor dışarıda
dışarıda küçük bahçemizde
ayak izleri gibi gökyüzünün
hatmiler
bırakıyoruz bu sessiz uyuma kendimizi
derken bir mavi damar, bir dudak büküş
iyi anlaşılamayan bir ses sokaktaki
çırpına çırpına yükselen duman
bir tutam saçın öne düşüşü
sanki bir sardunya bir yaz boyu ne kadarcık uzarsa
kaça alınırsa bir tükenmez kalem
doluyor içimize öyle
hayatın birdenbire anlaşılması gibi bir duygu gürültüsü
yağmur yağacak.

yaşını çoktan aştım orhan veli’nin
ölümle duruyorsa eğer yaşlanmak
onun bir sonbahar yağmuruna gömülü ölüsü
yağdı yağacak

“ölünce kirlerimizden temizlenir
ölünce biz de iyi adam oluruz...”

sade ve ince
dünyaya uzun parmaklarıyla dokundu dokunacak.

yorulduğun zaman söyle
susalım, hiç konuşmayalım istersen
sussak da, hiç konuşmasak da, sözlerin senin
açık denizler gibidir zaten elimde
her zaman ama her zaman bir kıyıyı sezdiren
hatırlıyorum da kelimelerini bir bir:
şairlerin flaşları kalpleridir
dışarıya da parlamalı biraz
kaldı ki ben içimde gezinmekten yoruldum
sensin, iyi anlarsın beni
gözlerine başka türlü bakıyorum
ben bütün gözlere başka türlü bakıyorum şimdi
nemli bir tülbent olup buğulanıyor
ve yaslı ve mahzun
ve devrilmiş bir boya kabı gibi de yoğun
memleketimin gözleri
yağmur yağacak.

öyle bir yağmur ki bu, bilirsin
dam saçak demeyecek, yağacak
yağacak bir hışım gibi can evine kentin
kalplerimiz küle gömülmüş elmalar gibi
patladı patlayacak
alacak sonunda kendi rengini...

e.c / sonrası kalır - 1974

11 Şubat 2007

there's dog people and there's cat people

az önce the x files izlerken ekibin yeni sayılabilecek üyeleri monica reyes ve john dogget’ın ilgi çekici bir diyaloguna tanık oldum:

ölüm döşeğindeki monica’nın durumuna üzülen john, bir yandan da –tuhaf bir hastabakıcının da olaya karışmasıyla- eski günleri hatırlarken monica ile aralarında geçen o diyalogu hatırlar;





monica reyes: köpek insan vardır ve kedi insan vardır. sen köpek insansın john.
john doggett: nasıl anladın?
monica reyes: sadıksın, güvenilirsin. hilekar değilsin. insan kendini yanında huzurlu hissediyor. öyleyse neden kedi?
john doggett: düşük bakım masrafı. senden yana çok fazla ümit beslemezler bu yüzden onları hayalkırıklığına uğratmazsın.
monica reyes: herhangi birini hayalkırıklığına uğrattığını görmüyorum, john.

bu sahneden hemen sonra nedense kendimi bir an john dogget’ın yerinde buldum. bunu neden yaptığım bir yana, içgüdüsel olarak pek sevmediğim köpeklerle kendimi içselleştirmem de bir hayli şaşırttı beni.

diyalogun tümü:

...
monica reyes: thanks for the beer.
john doggett: thanks for the lift.
monica reyes: so, big plans for the weekend?
john doggett: oh, huge. microwave pizza, satellite tv.
monica reyes: wow. thanks for making my life sound exciting. maybe we both need pets. they say people with pets live longer.
john doggett: i was thinking about getting a cat.
monica reyes: there's dog people, and there's cat people. you are a dog person, john.
john doggett: how do you figure?
monica reyes: you're faithful, you're dependable, you're without guile, you're very comfortable to be around. so why a cat?
john doggett: low maintenance. they don't expect much from you, so you can't disappoint them.
monica reyes: i don't see you ever disappointing anyone, john.
john doggett: see you monday?
monica reyes: yeah. see you.
...

ve memorable quotes from "the x files"

10 Şubat 2007

hedonist kediler

ülkede hortlayan faşizm, ırak cehennemi, küresel ısınma, cumhurbaşkanı kim olacak tartışmaları mahallemizin hedonist kedilerinin umurunda değil.

üstelik yüksek libidolarını tatmin için kendilerine ayrılan mart ayını bile artık beklemeye gerek duymuyor, kaldırımın güneş gören bir köşesine kurulmuş keyiflerine bakıyorlar.


resimdekilerden duvara tüneyenler süslü seda, briyantin enver,
tek başına gerinen: çorbacı bekir, iş üstündekiler artist behçet ve motor pakize.

görünen o ki küresel ısınma onları da etkilemiş; erken gelen bahar –veya hiç gelmeyen kış- onların da mevsim algılarını altüst etmiş.

ve artık kimseyi takmıyorlar bu zamane kediler; ne kendilerini, birbirlerini dürtükleyerek ve kahkahalarla gülerek izleyen mahallenin veletleri, ne de 'bu an'ı ölümsüzleştirmek için diplerine kadar sokulan ben rahatlarını bozamamıştım. görünen o ki mahallenin kedi nüfusu önümüzdeki aylarda katlanarak artacak.

08 Şubat 2007

frank lampard



everton vs. chelsea.
tarih 17 aralık 2006. yer goodison park, liverpool.

son dokuz dakikaya, ballack’ın golüne karşılık arteta ve yobo’nun golleriyle 2-1 yenik giren chelsea, önce frank lampard’ın 81’deki ve bitime üç dakika kala didier drogba’nın -her ikisi de tek kelimeyle 'spectacular'- golleriyle maçı 2-3 kazanmasını bilmişti.

yıllar sonra hala bu futbol maçını hatırlıyor olacağım ama bunun sebebi izlemeye değer mücadele ve müthiş goller değil, lampard’ın artık bir lampard klasiği olan gol sevinci olacak.



lampard gol sonrası sevincini bu şekilde paylaşan ne ilk ne de tek futbolcu ve bu durum onu bu anlamda sahadaki benzerlerinden ayrı, özel bir yere koymuyor belki ama şimdiye kadar sevincini bu şekilde ifade edenler arasında bu denli içten, samimi ve inanan biri olmuşmuydu bilinmez. bana sorarsan, onyüzbinküsur futbol maçı izleyen biri olarak ben görmedim derim.

her ne kadar kahramanlara inanmayacak kadar büyümüş olsam da milyonların önünde sevgisini kendince bu denli yücelten biri olduğu için benim gözümde bir süper kahraman, artık böyle bir şansım kalmadığını biliyor olsam da büyüdüğümde olmak istediğim kişidir frank lampard.