
nazım'ın 'gelmiyim oraya', aydın'ın 'daatırım
lan buraları' bakışlarına dikkat.
93 adana. aynı sırada oturup çok şey paylaştığımız aydın ve nazım'la.
gömlek kollarının kıvrılması ve kravatların gevşetilmesinden görülebileceği gibi sıcak, nemli bir okul günü. pileli pantolonlar, yüksek tabanlı spor ayakkabılar moda ve ayaklar havasızlıktan şişmesin diye ayakkabıların bağcıklarını gevşetmek gerekiyor. büyük köy adana'nın üç farklı semtinden getirip bizi bir arada toplayan bu okulda birbirimizi bulmuş, iyi arkadaşlar olmuştuk. nereden geldiğimiz, nereli olduğumuzun önemli olmadığı günlerdi.
sıcak yaz günlerinde içindeki iri, geniş gövdeli ağaçların gölgeleriyle bize yataklık eden, bu şimdi resim çektirdiğimiz bahçede zaman zaman güreşir, üç film birden gösteren lale sineması'nda 'ara'larda izlediğimiz ve ismini büyük bir hayretle doğru bir şekilde telaffuz ettiğimiz jean claude van damme filmlerinden öğrendiğimiz figürleri sergilerdik. döner tekme favori hareketimiz, street fighter II, okulun karşısındaki atari salonunun müdavimleri olan bizlerin gözde oyunuydu.
okul bittikten sonra bir daha görüşemedik. aydın muhtemelen bir fabrikada elektrik teknisyeni olarak, nazım babasının kebapçı dükkanında çalışıyordur. ikisinin de evlenip çoluk çocuğa karışma ihtimali bir hayli yüksektir.
son sınıfın ilk döneminde sınıfımızın tek kızı derste kalemine akrobasi hareketleri yaptıran safiye isminde esmer bir kızdı. pek çok öğrenci gibi safiye de dirseğini sıraya dayayıp kalemine birbirinden güzel akrobasi hareketleri yaptırırdı. bir tek ben beceremezdim. bir kaç denemede kalemim bir arka sıramda oturan safiye’ye doğru gidince bir daha denememiştim. ikinci dönem sınıfa bir sürü yeni kız gelmişti. içlerinde hayriye isminde almancı bir kız vardı. iri yarı, benden de biraz uzunca, sarışın, tombul biriydi. bir gün arkadaşlar ben yapmayın etmeyin dememe rağmen geyik olsun diye sözde aramızı yapmaya, bizi bir araya getirmeye çalışmış, birbirimiz adına mektuplar alıp vermişlerdi. biraz korkmuş hatta utancımdan ağlamıştım.
deklanşöre basan yunus’la okulu bitirdikten sonra gwbasic, cobol öğrenmek için birlikte aynı bilgisayar dershanesine gitmiştik. elektroniğe ve müzik aletlerine meraklıydı. bir gün evlerini ziyarete gittiğimizde sonradan pet shop boys'ın it’s a sin’i olduğunu öğrendiğim şarkısı çalıyordu. yıllar sonra mecidiyeköy'de tesadüfen karşılaşmış, ayaküstü bir süre konuşmuştuk. sonra ondan da bir haber alamadım.
bu fotoğraftan sonra 14 sene geçmiş. zamanı geri döndürebilsem bu fotoğrafa geri dönmek ve tam oradan başlamak isterdim. film, yine senaryodaki gibi devam ederdi biliyorum ama yine de kendime bir şans daha verirdim. hep denedin, hep yenildin. olsun, yine dene, yine yenil. yine dene, yine yenil… kabul et oğlum, sen çok seçmeli bir sorunun yanlış cevaplarından birisin.