alkol her şey günlerinhepcumartesiymişcesine yaşandığı bir izmir akşamı george ve henry ile kordon’da otururken kendilerine bira söyleyip “sana da süt getirsinler” sataşmalarıyla başladı; iğrenç tadına karşı kalın camlı bira bardağının dibini ilk kez orada gördüm -masadan kalkarken otelin tahminen 200 kilo çeken resepsiyonistini yatağa atacağımla ilgili esprimi tek birayla kafayı bulmuş olmama bağlamaları ise sadece bir yanlış anlamaydı-. istanbul’a dönüşte nevizade’de emerson ve nilly ile içilen bir kadeh kırmızı şarap, yazın sıcak günlerinde daisy ile gidilen burchbeach’te içilen iki hafif bira, sonbahar’da missy’de içilen üçübirarada(bira+şarap+baileys –bu arada evet baileys hatun içkisiymiş-) ve son olarak kadıköy’deki bir pub’da yalnız başına izlenen bir fenerbahçe maçında içilen bira’dan sonra kendi kendime artık sosyal içici sınıfına terfi ettiğimi deklere ettim; ben anti sosyal anselmo, sosyal içici.
eros akıllı olsun iki. susam sokağı diliyle iki harika başarısızlıkla sonuçlanan girişim. neden bana azıcık ilgi gösteren iki kadına? fare yılında artık eros’un menziline girebilmeyi –sadece- umuyoruz. aksi halde yeni menzil eros’un kendisi olacak. bana bak eros efendi akıllı ol kırırım bir tarafını bak kırırım diyorum.

fotoğraf radical noise'in bir albüm kapağından
umumi tuvalette iş başında yakalanan iki. kapıyı kapatmayı unutan iki harika utangaç kişi. kadıköy starbucks’ın tuvalet kapısını –her zamanki gibi çalmadan- açınca kıllı bacaklarıyla yirmi beş yaşlarında gözlüklü bir erkek. tek hatırladığım can havliyle kapıya uzanıp kapatmaya çalıştığı. kaçarak uzaklaşıyorum. bir gün sonra yine kadıköy’de başka bir mekan. bu kez kurbanımız yirmi beş yaşlarında peynir gibi beyaz bacaklarıyla bir kadın. ‘erkekler tuvaletinde’ iş başındayken bir yandan da telefonda konuşuyordu. kapıyı açıp kapatmam bir saniyenin milyarda biri gibi kısa bir sürede gerçekleşti. bildiğim kadarıyla big bang’de o kadar kısa sürmüştü.
vapura binen sonuncu kişi beş. doğaçlama beş harika artistik finiş. eğer planlamadıysan nefes nefes vapura, motora binen sonuncu kişi olmak; bir derbi maçında tuttuğun takımın son uzatma dakikası golüyle maçı kazanması gibidir. bir keresinde motor demir alıp iskeleden uzaklaşalı bir buçuk metreyken koşup sıçrayıp –tabi ki havada parende atmadım oha- motorun ön zeminine iniş yaptığımda, scarlett johansson’la nirvana’ya gidip gelmişim gibi hisettim –scarlett? nirvana? vapuru son anda yakalamak? hımm, bundan pek emin değilim-.
domuz yılının geri kalan zamanlarında işe gittim, eve döndüm, işe döndüm, eve gittim, işe gittim, eve döndüm. belki de günlüğümü okumalısın;
“sevgili günlük, böyle dünyanın amına koyim. sevgiler. anselmo.”