24 Nisan 2007

günlerin hep cumartesi'ymişcesine yaşandığı şehir

en son yedi sene önce geçerken uğradığım izmir'deki bu seferlik konukluğun, bir şehir hakkında biraz gözlem yapıp bir kaç paragraf karalamaya yetecek kadar uzun olması kafamdaki “bad izmir, good istanbul" imgesini de “türkiye’de yaşayacaksam bu sadece istanbul olur” şartlanmasını da tartışmalı hale getirdi.

bu konaklığın sadece konak, kıbrıs şehitleri caddesi ve balçova üçgeninde geçmesi nedeniyle de objektif bir gözlem olamayabileceğini belirtelim.

basmane civarındaki, lobisi taşra ilçelerin bakımsız devlet dairelerinde görmeye alıştığımız eskimeye yüz tutmuş, iç karartıcı, kıyısından köşesinden her an bir karafatma ordusu fırlayacakmış gibi duran çoğu kahverengi olan mobilyalarla bezeli bir atmosfer barındıran otelinde kazasız belasız iki zoraki gün geçirdikten sonra ilk günlerde oda yokluğundan kalamadığımız asıl otelimize geçtik.

ilk birkaç gün iş çıkışı şehri iyi bilen co-worker’lara uyup peşlerinden kordon’a gittik. ‘kordonboyu’nca dikkatimi çeken; ayaklarımızı bastığımız yerin istanbul’dakinden farklı olarak denize adeta her an batacakmış gibi yakın durmasıydı.



ki sahilde yürüyüp fotoğrafları çekerken denize uzak denebilecek mesafede olmamıza rağmen kıyıya vuran dalgaların sulu şakasından kendimizi kurtaramadık.



sonraki günlerde iş çıkışı istikamet gidecek başka yer bilmediğimiz için hep kıbrıs şehitleri caddesineydi.

özellikle taksiciler olmak üzere izmir esnafı müşteriye karşı saygısı ve dürüst olmasıyla istanbul’dakilerden farkını belli ediyor. ama belediye otobüsleri ve şoförleri için aynı olumlu sözleri söyleyemeyeceğiz.

kıbrıs şehitleri caddesi üzerindeki ve can baba, gazi kadınlar ve muzaffer izgü sokağı civarındaki mekanlar dikkat çekiciydi; kahve bahane, viran gönüller kahvesi, miko, kırlangıç ve manisalı kebabı. duvarlarını manisa tarzanının süslediği manisalı kebap'taki manisa kebabı, tat olarak izmir’den akılda kalan imgelerden biriydi.



fenerbahçe’nin antep maçını kşc üzerinde ve ara sokaklardaki “boş” digiturk izleme noktaları’na oynamasını, fenerbahçenin izmir’deki taraftar sayısının azlığına değil, gözgöz, kafkaf, altay, buca ve bilumum ege takımlarının futbolda başarısız bir dönem geçiriyor olmalarına bağladım(ne olacak bu göztepe’nin hali?).



istanbul’un istiklal caddesini andıran kşc, istiklal’den daha sakin ve güvenli bir izlenim uyandırdı. bunda izmir havasına, suyuna ve kültürüne hakim olan akdeniz ikliminin etkileri göz ardı edilemez. istanbul’da hemen her yerde görebileceğiniz ‘geniş kuşaklı’ demet akalın klonları’na da, saçları her daim jöleli eğitimli/eğitimsiz kırolarına da rastlamadım(izmir 1 istanbul 0).



“izmir kızları” -her ne kadar genelleme yapmaktan hoşlanmasam da- ülke genelince güzel olarak bilinmelerini genlerine olduğu kadar, yapaylık barındırmayan davranışlarına da borçlu olmalıdırlar. özellikle kanyon’da, genellikle artık her yerde istanbul'un görmeye alışık olduğumuz solaryum yanıklı, kalçaları gövdesinden yarım metre geride kırıta kırıta yürürken etrafa “bu gördüğünüz küçük dağları ben yarattım” bakışları fırlatan kompleks torbası plastik çiçekleri görmediğimiz birkaç gün ruhumuzun nirvana’ya ulaştığı bir dönem oldu(izmir 2 istanbul 0).

neyse ki istanbul’un da kadıköy’ü(izmir 2 istanbul 1) ve boğazı(izmir 2 istanbul 2) var da durum şimdilik berabere ve istanbul’da yaşamak için nedenlerimiz kalıyor hala "bissürü" ellerimizde.

3 yorum:

rehav@ dedi ki...

istanbul olarak, penaltılara kalmadan alırız maçı kanımca. yalnız, postun asılış saati ilginç! doğuştan fanatik sanırım:)

pasivo dedi ki...

seni fena kandırmışlar mirim. yok öyle günlerin hep c.tesi olması felan. izmir yalan-istanbul gerçek netekim (bi önceki postun etkisi hala devam ediyoğğ.pağğdonlarımızlaaa)

beautyisdead dedi ki...

Yine de İstanbulcuyum ben..
İstanbul yeditepe eriyorum günden güne.. :)